17 Şubat 2008 Pazar

İlk işitme engelli okul öncesi eğitim merkezi

Türkiye İşitme ve Konuşma Rehabilitasyon Vakfı (TİV) Başkanı Ömer Cenker Ilıcalı, Kadıköy Belediyesi ile imzalanan protokol kapsamında Türkiye’nin ilk işitme engelli okul öncesi özel eğitim merkezinin, gelecek ay hizmete gireceğini söyledi.

lıcalı, Türkiye’de kesin olmamakla birlikte 2,5-3 milyona yakın işitme engellinin bulunduğunu belirterek, bunların 600 bininin ağır işitme kayıplı veya tam kayıp düzeyinde olduğunu belirtti.

0-6 yaş grubunun da bu sayının önemli bir bölümü oluşturduğunu dile getiren Ilıcalı, “Türkiye’de sayının tam belirlenememesi biraz meselenin sosyal yönüyle de ilişkili. Çünkü işitme engelli çocuğa sahip birçok aile, tanıda çok geç kalıyor ya da tanı konsa bile işitme engelli çocuklarını toplumdan uzak tutuyor” dedi.

Ilıcalı, işitme engellilerin en önemli sorunlarından birinin eğitim eksikliği olduğunu anlatarak, Türkiye’de ilköğretimden başlayarak lise düzeyine kadar işitme engelli okullar bulunduğunu ancak özellikle 0-6 yaş arası eğitimin dünya standartlarının çok uzağında olduğunu söyledi. Türkiye’de sağlıklı çocuklar için bile okul öncesi eğitimin tam yerine oturmadığını ifade eden Ilıcalı, işitme engellilerin okul öncesi eğitiminde de ailelerin konunun önemini henüz yeterince kavramadıklarını dile getirdi.

Ilıcalı, sağlıklı bir çocuğun 6 yaşına kadar okula gitmese bile duyularının dış dünyaya açık olması nedeniyle çevresinden,
dinlediklerinden, seyrettiklerinden, anlatılan hikayelerden ve oynadığı oyunlardan bir şeyler öğrenebildiğini ifade ederek, şunları kaydetti:

“İşitme engelliler için durum farklı. Bu çocuklar 0-6 yaş arasını işitsel uyarı olmadan veya çok az uyarı alarak geçiriyorlar. 7 yaşından sonra o çocuğa mükemmel bir eğitim verilse bile, öncesinde telafi edilmeyecek çok hayatı bir dönem kaçırılmış oluyor. Bu da dolayısıyla daha sonraki dönemde zeka, bilinç düzeyi, duygusal zeka, empati kurma, ahlaki değerlerin tam oturmaması gibi birçok noktada kendini gösteren arızalar biçiminde ortaya çıkıyor ve işitme engelliler bugün gördüğümüz
gibi maalesef toplumda yüksek öğrenim yapan, kendi haklarını savunan, kendi seslerini duyuran bireyler haline gelemiyorlar.”

ERKEN TEŞHİS EŞİTTİR ERKEN EĞİTİME BAŞLANGIÇ
Ilıcalı, bir kulak burun boğaz uzmanı olarak, çoğu zaman ailelere, çocuklarının işitme engelli olduğunu haber veren ilk kişi olduğunu söyleyerek, ancak birçok uzmanın Türkiye’de gerekli altyapının olmaması nedeniyle ailenin sonraki aşamada ne yapması gerektiği konusunda gerçekçi bilgiler veremediğini anlattı. Ilıcalı, erken teşhisin önemine de değinerek, şunları kaydetti:

“Erken teşhis eşittir erken eğitime başlangıç... Erken teşhis sadece bir makineye dayalı. Yani söz konusu cihaz alınarak yaygınlaştırılırsa ki bu konuda Sağlık Bakanlığı projesi kapsamında birçok hastaneye yerleştirilmeye başlandı, işitme engellilere hemen tanı konabilecek. Bu da bugüne kadar gerçekten eksikliği olan bir konuydu.”

DÜNYA STANDARDINDA OKUL ÖNCESİ EĞİTİM
Ömer Cenker Ilıcalı, Türkiye’de okul öncesi işitme engelli eğitimin yetersiz olması nedeniyle İşitme Engelliler ve Aileleri Derneği ile birlikte 0-6 yaş arası işitme engellilere yönelik bir eğitim merkezi kurma projesi oluşturduklarını ve bu kapsamda Kadıköy Belediyesi ile imzalanan protokol çerçevesinde Ocak ayında hizmete girecek “0-6 Yaş İşitme Engelli Çocuk ve Aile Özel Eğitim Merkezi” ile dünya standartlarında eğitim vermeyi hedeflediklerini söyledi.

Kadıköy Belediyesinin kendilerine Ataşehir’de bir alan tahsis ettiğini belirten Ilıcalı, merkezin inşaat çalışmalarının sürdüğünü kaydetti. Dünyanın birçok ülkesinde işitme engellilerin sağlam eğitim altyapısı ile kitap yazma, üniversitede öğretim üyesi olma gibi sıfatları taşıyabildiğini aktaran Ilıcalı, “Merkezimizde işitme engelli 0-6 yaş arası çocuklarımıza dünya standartlarında bir eğitim vereceğiz. Eğer veremezsek, Türkiye’nin var olan ayıbı devam etmiş olur” dedi.

Ilıcalı, merkezde hem işaret dilinin, hem de oral eğitimin toplu halde kullanıldığı ve dünyada “total komünikasyon” olarak adlandırılan bir eğitim sisteminin uygulanacağını dile getirerek, bu kurumun tek başına Türkiye’deki işitme engellilerin sorunlarını ortadan kaldırmayacağını, ancak bir model oluşturabileceğini söyledi. Ailenin de 0-6 yaş çocuk eğitiminin çok önemli bir parçası olduğunun altını çizen Ilıcalı, 0-3 yaş grubu çocukların en fazla vakit geçirdikleri annelere, eğitim konusunda büyük görev düştüğünü kaydetti.

TOPLUM DUYARLILIĞI
Ömer Cenker Ilıcalı, toplumun işitme engellilere karşı yeterince duyarlı olmadığını ancak bunun, konunun topluma yeterince hissettirilmemesinden kaynaklandığını dile getirerek, şu görüşleri belirtti:

“Yani buradaki dram gizli bir dramdır. Çünkü diğer engelli gruplarının onları işitme engellilerden ayıran birtakım özellikleri var. Engelli grupların bazısı fiziksel görünüşüyle problemini insanlara iletir. Ancak işitme engellinin yolda yürürken onu ayıracak herhangi bir fiziksel özelliği yok, temel sorun da işte burada başlıyor. Dünya standartlarında eğitim verilene, işitme engelliler de diğer engelli grupları gibi kendilerini daha net ifade edebilene ve sağlanacak altyapı hizmetleriyle birçok engellinin problemi çözülene kadar vicdanı problemimiz devam edecek. Bunu hep birlikte omuzlamamız ve sahip çıkmamız gerekiyor.”


16 Şubat 2008 Cumartesi

OKUL ÖNCESİ VE AİLE

Toplumların sosyal, kültürel, ekonomik ve politik yapısını oluşturan özellikler eğitim yolu ile şekillenir. Nitelikli, sağlıklı ve istenilen davranışlara sahip bireylerin yetiştirilmesi için, eğitime küçük yaşlarda başlanılmasının gerekliliği tartışılmaz bir gerçektir. Çocuğun öğrenmesinin en yoğun olduğu, temel alışkanlıkların alındığı ve zihinsel yeteneklerinin hızlı bir biçimde gelişip biçimlendiği dönem 0-6 yaş dönemidir.

Bütün bunlar dikkate alındığında eğitimin ne denli önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. İşte okul öncesi dönemde verilen kaliteli eğitimin önemi de burada kendini göstermektedir. Bu nedenle, Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü üzerine düşen görevleri, ülke çocuklarının ve ailelerin menfaatleri doğrultusunda programlar geliştirerek, projeler hazırlayarak, eğitici materyaller geliştirerek ve periyodik olarak öğretmen eğitimi yaparak yerine getirmektedir.

Bilindiği gibi, insan yaşamının gelişiminde, en dikkat edilmesi gereken en kritik ve en ilginç dönem 0-6 yaşlar arasındaki okul öncesi dönemidir. Bu dönemde aile, birinci derecede önemli ve sorumludur. Ancak, tek başına yeterli değildir. Hem çocuk hem de ailenin bu dönemde gereksinimlerinin karşılanması, çocuklarının gelişimlerinin desteklenerek, yaşıtlarıyla bir arada olabilmelerinin sağlanması için oluşturulan sağlıklı bir ortama gereksinimleri vardır.

ANNE-BABA DAVRANIŞLARININ ÇOCUK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminin temelinde annenin ve babanın davranışlarını buluyoruz. Onların tek tek kişilikleri, birbirlerine olan davranış ve tutumları ve çocuklarına gösterdikleri ilgi ve davranış biçimleri gerçekten çok önemlidir. Çocuğun zeka ve kişilik gelişiminde, özellikle anne ve baba davranışlarının büyük rolü vardır.

Bazı çocuk ileriki yaşamında tıpkı anne ve babası gibi davranır.

Bazı çocuk öyle zorlanmıştır ki, reaksiyon olarak, kendisine yöneltilen davranış ve eğitim tarzının tam tersini seçer. Doğru ya da yanlış olduğunu gözetmeden... İçinde birikmiş acı ve sorunlar nedeni ile...

Bazıları da, kendi anne ve baba davranışlarını bilinçli bir yorum süzgecinden geçirir ve en iyisini, en doğrusunu uygulamaya çalışır.

· �Benim doktor olmamı isterdi, annem... Olamadım... Bari oğlum doktor olsun. Bunu sağlamak zorundayım...�

YA DA

· �Okutmak için boşuna zorladılar beni... Zamanım boş yere harcandı. Ben çocuğumu okutmayacağım. Bir an önce hayata atılsın ve para kazansın.�

YA DA

· �Onun annesi ve babası olarak görevimizi seve seve yapacağız. Neye yeteneği varsa ve ne olmak isterse öyle olsun. Eğitmek, yetiştirmek, mutlu ve verimli olmasına yardım etmek en büyük görevimiz bizim...�

Bu ve benzeri davranışlara çok sık rastlamaktayız. Genellikle çocukların öğrenim ve eğitimlerinde anne ve babanın, idealleri büyük rol oynamaktadır. Çocuklarında adeta kendilerini gerçekleştirmek istemektedirler. Kişilik özellikleri tam gelişmemiş olan �BÜYÜK ÇOCUKLAR� dır bunlar... Kendi geçmişlerinden , kendi çocukluk sorunlarından sıyrılamamış olan büyük çocuklardır.

Çocuk hep inceler; bilir misiniz? Belli ederek ya da etmeyerek çocuk hep inceler. Ve zamanı gelince öyle bir konuşur ki şaşırır büyükler.

Okul öncesi dönemdeki çocuklara nasıl davranmak gerekir?


Onaylamalarınızın büyük ödül değeri taşıdığı ve öğretilerinizin şartsız bir bağlılıkla alındığı dönemdir. Bu dönemde;

Model olun.
Evdeki zararlı maddeleri tanıtın.
Hem kendi başına hem de bir başkasının vereceği ilaçları almamasını öğretin.
Karar verme alışkanlığını kazandırın.
Zararlı �yararlı yiyecekleri tanıtın.
Kendi bedenine � sağlığına dair girişimlerini övün.

Okul öncesi3-5 yaş grubu çocuklara aile yaşamına daha çok katılan bireyler gözüyle bakılmalıdır. Bu yaşta yemek alışkanlığının gelişmesinde aile primer rol üstlenir, çocuklar genelde aile içi bireyleri taklit ederek öğrenirler. Bu dönemde çocuk aile sofrasını bir taraftan dengeli beslenme modeli olarak, diğer taraftan ise aile büyüklerinin bir arada bulundukları keyifli bir sosyal olay olarak algılamalıdır.

Yemek sırasındaki çocuk davranışlarındaki olumsuzluklarda aşırı tepki, cezalandırma,aşırı beklenti içinde bulunma yemek zamanını çocuk için işkenceye çevirebilir. Çalışan anneler çocuklarını akşam yemeklerinin mutlu bir ortamda geçmesine özen gösterilmelidirler.

Yemek öncesi sakin yorucu olmayan bir oyun veya istirahat yemeğin keyifli geçmesini kolaylaştırır. Okul öncesi enerji gereksinmesi arttığı için bunun karşılanmasına özen gösterilmelidir. Bu yaşta televizyon ve oyun çok çekici oluşundan yemeğe ilgisizlik sık bir sorundur.

Ayrıca yemek seçme de sıktır, haftalarca hep aynı şeyleri yemek istenmesi nadir değildir. Bu dönemde çocuğun çikolata, şeker, pasta, kola gibi besleyici özelliği olmayan şeylere alışmamasına özen gösterilmeli. Yemek saatleri düzenli olmalı ve yemek arasında bu gibi besinlerin verilmesinden kaçınılmalıdır

KAYNAKLAR

1-www.yeniden.org.tr/yazılar/eğitici2

2-Epsilon Yayınları(OKUL ÖNCESİ ÇOCUK GELİŞİMİ)

3-www.hastarehberi.com/çocuk/çocuk9/ücbesyaşlarındakiçocuklardayem

TÜRKİYE'DE OKUL ÖNCESİ

Türkiye�de ki okul öncesi eğitimin gelişmesini imparatorluk dönemindeki okul öncesi eğitim ve Cumhuriyet�ten günümüze kadar olan okul öncesi eğitimi diye adlandırabilir.

İmparatorluk Döneminde : Okul öncesi eğitimi üstlenen bazı kurumlar vardı. Bunlar sıbyan okulları, ıslahhaneler, darüleytamlar.

Sıbyan okulları, yani mahalle mektepleri Kur�an Okumayı, hesap yapmayı birazda yazmayı öğreten ilköğretim kurumlarıydı.

Darüleytamlar ve ıslahhaneler ise çoğunlukla savaşta ailelerini kaybetmiş çocukların barındırıldığı yerlerdi.

Resmi anaokullarının açılışı Balkan Savaşları�ndan sonra yaygınlaşmaya başlamıştır. Özel ana mektepleri ise 23 Temmuz 1908�ten önce bazı illerde, bu tarihten sonra da İstanbul�da açıldığı bilinmetedir.

�Osmanlı İmparatorluğu döneminde çocukların küçük yaştan itibaren iyi bir dini eğitim görmesi ve dini sağlam kişiler olarak yetiştirilmesine önem veriliyordu. Bu nedenle Cumhuriyet �ten sonraki okul öncesi eğitimden çok farklıdır.

İmparatorluk döneminde ilk planlanmış okul öncesi eğitimi çalışmaları 1913 yılında yapılmıştır. 6 Ekim 1913�te Tedrisat-ı İptidaiye Kanun-ı Mukavvati yanı ilköğretim geçici kanunu yayınlanmıştır. 15 Mart 1915�de de Ana Mektepler

Nizamnamesi hazırlanmıştır. Bu nizamnamede ;

Anaokulları, ilkokulu bulunan bir kız okuluna bağlı olarak ya da bağımsız olarak açılır.

Anaokulu kurulurken;

a) Binasının okul yapısına elverişle ve sağlık şartlarına uygun olmasına

b) Çocukların sayısıyla orantılı genişlikte bahçesinin bulunmasına,

c) Her çeşit eğitim aracının hazırlanmış olmasına özen gösterilecektir.

Anaokulları ücretli veya ücretsiz olarak açılabilir.

Ücretli resmi anaokullarına parasız çocuk alınmaz.

Anaokullarına 4-5-6 yaşındaki çocuklar alınır. Erkek ve kız çocukları birlikte bulundurulabilir.

Çocuklar anaokuluna alınırken doktor tarafından muayene edilecek, bulaşıcı hastalıkları olmadığı ve aşılı oldukları tespit edilecektir.

Anaokullarında çocuklar yaşlarına göre sınıflarına ayrılırlar.

Her sınıfa en çok 30 çocuk alınır.

Anaokullarında sağlığa uygun ve ahlaki oyunlar, okul içinde yürüyüşler ve düzenli beden eğitimi, dine ve milli öykü okumalar ve konuşmalar, resimlerin incelenmesi ve el işleri yaptırılır.

Anaokulları, en az haftada bir sağlık incelenmesine tabi tutulacak ve çocuklar tek tek muayene edilecektir. Gerek görülürse bu denetimler hakkında çocukların velilerine bilgi verilecektir.

Anaokullarında sınıf sayısı kadar bayan öğretmen ve yardımcı bayan öğretmen bulunur. Yönetim görevleri birincilere verilir.

Bir anaokulu öğretmeni olmak için; a) Darülmuallimat (İstanbul Kız Öğretmen Okulu) Ana Muallime Şubesinden mezun olmak.b) Veya bir anaokulu yönettiğine dair belgesi bulunmak. c) Veya anaokulu öğretmenliği yapabilecek yetenek ve bilgiye sahip olduğunu göstermek. ç) Türkçe�yi güzel telaffuz etme ve akıcı bir anlatıma sahip olmak gereklidir.

Anaokulu öğretmenleri Osmanlı uğruna sahip olacaklar ve hiçbir bulaşıcı hastalıkları bulunduğu doktor raporu ile belirlenecektir.

Anaokulu öğretmenlerinin terfi ve meslekte ilerlemeleri ilköğretim Kanunu�ndaki hükümlere tabidir.

İlk öğretmen Kanunu gereğince açılacak Sıbyan sınıfları da bu nizamname hükümlerine tabidir.

Bu nizamname yayınlandığı tarihte yürürlüğe girer.

Anaokullarına öğretmen yetiştirmek için 1915�te öğretmen okulu açılmıştır. Bu okul 1 yıl süreli eğitim veriyordu. 4 yıl hizmet göstermiştir. 370 mezun vermiştir. Ekim 1919�da kapanmıştır.

CUMHURİYET�TEN GÜNÜMÜZE

Cumhuriyet�in kurulduğu sıralarda Cumhuriyet�in getirdiklerine ayak uydurulabilecek insanlara ihtiyaç duyulduğu için ilköğretime ağırlık verilmiştir. Bu nedenle okul öncesi eğitim ailelere ve yerel yönetimlere bırakılmıştı.

25 Ekim 1925 ve 29 Ocak 1930 tarihlerinde çıkarılan çıkarılan kararda bütçe imkanlarının anaokulundan ilkokula kaydırılacağı bildirilmişti.

Bu nedenle anaokulları kapatılmıştı. Yalnızca çocuklarını kimseye bırakmayacak annelerin olduğu yerlerde açılabileceği bu şartlara uymayan annelerin çocukları alınırsa kurumun kapatılacağı bildirilmişti.

Hayatını işçilikle kazanmak zorunda olan dul ve fakir kadınların 3-7 yaş arasındaki çocuklarını sabahtan akşama kadar oyalamak, yedirmek, içirmek, giydirmek ve terbiye etmek için 1932 yılında İstanbul Belediyesi tarafından çocuk yuvası açılmıştır.

1961-1962 öğretim yılına kadar da resmi ana sınıfı, anaokulu açımlamamıştır. Bu dönemde 10 ilde ana sınıfı açılmış ve 20 ilkokul öğretmeni atanmıştır. Kız Meslek Liselerinde anaokulu öğretmeni geliştirmek için 1960-1964 yıllarında çocuk gelişimi ve bölümü açılmıştır.

1970-1971 yılında ilk öğretmen okullarının programları 4 yıllığa çıkarılmış ve okul öncesi eğitimi dersi eklenmişti.

1973 yılında çıkan MEB Temel Yasası ile tüm öğretmenlere yüksek öğrenim görme zorunluluğu getirilmiştir. 1980�de YÖK�ün kurulmasıyla bir çok üniversitede okul öncesi öğretmenliği Anabilim Dalları oluşturulmuştur.

İlköğretim çağına girmemiş çocukların eğitimi için 1992 yılında MEB tarafından merkez teşkilatında okul öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

KAYNAKLAR

Ya pa Okul Öncesi Eğitimi ve Yaygınlaştırılması Semineri (3) /1985

Yapa Okul Öncesi Eğitimi ve Yaygınlaştırılması Semineri (1) /1984

Anı Yayıncılık okul Öncesi Eğitiminin İlke ve Yöntemleri (Cumhuriyet ile ilgili bilgiler alınmıştır.)

Yaşamın Sihirli Yılları : Okul Öncesi Dönem (Epsilon) � Prof. Dr. Ayla Oktay

DÜNYADA OKUL ÖNCESİ

Dünyada ve Türkiye�de okul öncesi eğitim

Okul öncesi ilgili bilgilerin ilk olarak Eski Yunan�da ortaya çıktığı bilinmektir.16-17 yy.da düşünürler bu dönemle ilgilenmeye başlamışlardır. Çocuk gelişimi konusunda ilk olarak çalışanlar ve okul öncesi eğitime öncülük edenler tıp doktorları ve sosyal reformcular olmuştur.

Ortaçağ Avrupa�sında çocuk 5 yaşına kadar yaşayabilmişse hayatının geri kalan kısmını garantilemiş sayılırdı. İnsan sağlığı ile uğraşan doktorlar çocuklarla uğraşmayı ve sağlıklarıyla ilgilenmeyi ebelere bırakmışlardı. Çünkü doktorlar ebelerle aynı statüde tutulmak istemiyorlardı. Ve 5 yaşından küçük bir çocuğa bir şey yapılamayacağını savunmaktaydılar.

18 yy.da bir tıp doktoru olan James Codagon çocukların bakımsızlıktan öldüklerini aksi takdirde çocukların yetişkinlere göre ateşli hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı daha dayanıklı olduğunu savunuyordu. James Codagan daha çok annelere dönük, çocuk temizliği ve bakımı, beslenmesi konusunda bilgi veren çalışmalar yapmıştır.

1816 yılında Freidrich Wilhelm Froebel 3-6 yaş çocukları için çocukları için ilk anaokulunu kurmuştur. Froebel�e göre oyun çok önemlidir. Birey farklılıkları önemlidir. Oyunun en önemli eğitim vasıtası olduğunu belirten ilk pedagogdur.

19 yy gibi yakın zamana kadar çocuklar bugünkünden daha az bakım görmekteydi. Bunun göstergesi de çocukların işçi olarak çalıştırılmaları, ekonomik koşullar, bebek ölümleridir.

20 yy. de ise ökol öncesi dönemin gelişim özellikleri ve eğitim ihtiyaçları bakımından farklı bir dönem olduğu kabul edilmiştir. Yapılan çeşitli alıştırmalarla 0-6 yaş arasının çocukların geleceğini belirlemedeki etkisinin önemli olduğu kabul edilmiştir. Bu da özel resmi kişi ve kurumların bu alanla ilgili yatırımlar yapmasını sağlamıştır.

Türkiye�de ise okul öncesi eğitimin ortaya çıkışı özellikle kadınların çalışması ile olmuştur. Günümüzde bu gerçek devam etmektedir. Ayrıca çocukların oyun alanlarının daralması, arkadaşlarıyla birlikte olma imkanlarının azalması ve ailelerin bilinçlenmesiyle okul öncesi eğitime ilgi artmıştır.

Hiçbir ülkede tek tip bir program uygulanmamaktadır. Bazı programlar özellikle çocuğun eğitilmesini amaçlar, bazıları ise anne babayı eğitme yolu ile çocuğa ulaşmayı hedefler. Bir kısmı hem anne babayı hem de çocuğu birlikte eğitime almaktadır. Okul öncesi eğitim veren okullar ana okulları, ana sınıfları, gündüz bakım evleri, ilkokula hazırlık sınıfları adları altında görev yapmaktadır.

ÇEŞİTLİ ÜLKELERDE OKUL ÖNCESİ EĞİTİM

Almanya : Almanya�da anaokullarının amacı; çocuğu toplumun sorumlu bir üyesi olarak yetiştirmektir. Okul öncesi eğitim kurumları çocuğun ve ailenin ihtiyaçlarına göre hizmet etmektedir.

Avusturya: İlk kurumlar 19 yy.da Pestalozzi ve Froebel�in fikirlerine dayalı olarak kurulmuştur.Okul öncesi eğitimin amacı 3-6 yaş çocuklarının bütün alanlarda yani bedensel �bilişsel-duygusal ve sosyal gelişimini sağlamak ve anne baba eğitimini tamamlamaktır.

Belçika : Okul öncesi eğitim okulları ile sağlanır. Bu okullar isteğe bağlıdır, parasızdır. Çocukları en erken 2,5 yaşından itibaren kabul eder. Anaokulunda; toplum yaşamına hazırlık, zihinsel-fiziksel işbirliği, dil matematik, müzik etkinliklerine ağırlık verilir.

Danimarka: Okul eğitimin amacı, ilkokula hazırlamak değil, çocuklara güvenli ve uyarıcı bir ortam hazırlamaktır.

Fransa : Okul öncesi eğitim zorunlu değildir. Çocuklar ilkokul birinci sınıfa başlamadan önce 1-2 yıllık okul öncesi eğitimden geçerler. Okul öncesi eğitimin amacı; yetersiz koşullarda bulunan ve annesi çalışan çocukların ilkokula hazırlanmasını sağlamaktır.

Finlandiya : Okul öncesi eğitim zorunlu değildir. 5-6 yaşındaki çocuklar için gündüz bakım evleri şeklinde, nüfusun az olduğu yerlerde çok amaçlı ilköğretim okulları ile gerçekleşir.

İngiltere : Okul öncesi eğitim hizmeti için 3 sektör vardır. Resmi, gönüllü özel sektörler. Genelde resmi sektörler parasız, gönüllü ve özel sektörler ise yapılan hizmete ve ailenin imkanlarına göre ücretlidir. 3 ayrı bakanlık okul öncesi eğitimden sorumlu. Eğitim ve şi bulma bakanlığı, sağlık bakanlığı ve sosyal hizmetler bakanlığı.

İrlanda : 6 yaşından küçük olanlar 4-5 yaş sınıflarına devam ederler. Bu sınıflar genelde anaokulu binasında ve ilkokul müdürünün sorumluluğu altındadır. Bu sınıflarda İrlandaca, İngilizce, matematik, sosyal, çevresel eğitim, fen eğitimi, sanat eğitimi, beden sağlığı eğitimine ağırlık verilmiştir.

İspanya :Okul öncesi eğitimin amacı, çocuğun kişiliğinin ahenkli bir şekilde gelişmesidir. İsteğe bağlı olan bu eğitim 2 aşamada gerçekleşir. 2-3 yaş için çocuk bahçesi, 4-5 yaş için anaokulu.

İtalya : Okul öncesi kurumların sorumluluğu Eğitim Bakanlığına aittir. Anaokulları 3-6 yaşındaki çocukladır eğitimiyle ilgilenir.Bu kurumlar *Kiliseye bağlı anaokulları, *Özel anaokulları, * Belediyelerin resmi anaokulları * Devletin resmi anaokulları.

Portekiz : Okul öncesi eğitime ayrılan bütçe oldukça fazladır.Okul öncesi öncesi eğitim, eğitimin ilk kademesi olarak görülmektedir.

Yunanistan ; Özel bir öğretim metodu kullanılmamaktadır. Amaç, çocuklara okuma yazma öğretmekten ziyade okula ve sosyal çevreye hazırlamaktır. Okul öncesi eğitim kurumlarının sayısı oldukça azdır. Kurumlardaki başlıca etkinlikler; oyun, yaratıcı ve sosyal etkinliklerdir.

 
eXTReMe Tracker